Şimdi Ben Anne mi Oldum?

2
1446

İlk hamile kaldığımda hemen internetten hesaplamıştım tahmini doğum tarihini 40 haftalık bir hamileliğin sonu 31 Mart’ı gösteriyordu. Ben de her hafta rutin kontrollerimiz olacak diye doktor randevularını iki ay öncesinden 31 Mart’a kadar almıştım. Daha önce doğurursam iptal edecektim.

Sondan bir önceki kontrolümüzde herşey normaldi, bir tek bebeğimin boynuna kordon dolandığını gördük ve ben telaşlandım. Doktorum bu arada kordon dolandığını “boynuna kolye takmış ufaklık” diye söyledi bize. “Ne diyor yaaaa” diye yüzüne bakıyordum. Oysa ne tatlı kadın, endişelendirmemek için bütün sempatikliğiyle bize durumu anlattı. Bunun bir sorun olmayacağını,bu şekilde bir çok doğum yaptırdığını ve normal yoldan gelemez de asılı kalırsa hemen sezeryana alacağını endişe etmemizi söyledi. Ben de etmedim valla sonra. Gerçekten ikna etti beni. Bir de öyle yumuşak bir ses tonu var ki birşey anlatırken yarısında uyuyakalacağım diye korkuyordum.

Doktor bana “en fazla 41 hafta beklerim 42’yi beklemem tehlikeye atamam” dedi. Bu durumda son 2 haftanın içindeydik. Artık ciddi anlamda yürüyemiyordum, ama normal doğum olsun diye de yürümeye çalışıyordum o da en fazla 20 dakika ve çok yavaş. Zaman geçmiyor, dakikalar saat, günler hafta gibi geliyordu. Doğum yapmış anneler de kıs kıs gülüp “merak etme doğduktan sonra da zamanı yakalayamayacaksın,tadını çıkar” diyorlardı.

Peki bana söyler misiniz, nefes almakta, yürümekte zorluk çeken, sürekli tuvaletin kapısını aşındıran, uyuyamayan, yardımsız yerinden kalkamayan, birçok yiyeceğin,içeceğin yasak olduğu bir dönemde bu şahsiyet nasıl tadını çıkarabilir bu durumun?

Ne yapmamı bekliyorlar karnım burnumda anlayamadım bir türlü. Ya sabır çeke çeke geldi çattı 31 Mart ben de tık yok. Aslında birkaç gün öncesinde bir gece sancılarım oldu, gözlerim doldu sancıdan ama gelmedi. 31 Mart sabahı gittik randevumuza doktor ultrasona aldı beni ve “suyunuz bitmiş,tehlikeye atamam, suni sancı verelim, akşama kadar gelmezse sezeryana alacağım” dedi.

Cenk’le şoktayız.İtiraz edecek durumumuz yoktu, doktorumuza güveniyorduk. Akşama her halükarda bebe kucakta demek oluyordu bu. “Hemen yatışınızı yapalım” dedi doktor. Ben “aaa yok olmaz şimdi yatmam” dedim. Cenk suratıma bakıyordu niye gibisinden. Dedim “hazır değilim ben bir eve gideyim hazırlanayım geleyim izin verin” dedim. Zar zor izin aldım hemen geleceğim çok yakınız zaten diyerek. Herşey kontrolümde olmalıydı eksik olmasın. Eve gittik alınacaklar, çantalar, süsler, ıvırlar, zıvırlar bagaj tıklım tıklım. Tabi eve gitmişken bir makyaj yaptım hafiften Cenk’e çaktırmadan. Görürse “bunun için geldin di mi?” diye söylenecekti. Allah’tan gözü beni görmüyordu heyecandan yerinde duramıyordu, ikimiz de de telefon trafiği yakınlarımıza haber veriyorduk.

Evden çıkarken son bir kez NiL’in odasına baktım,  aylardır boş duran beşik sonunda sahibine kavuşacaktı, gözlerim doldu ama toparladım hemen kendimi. Sonra ZaZ’la vedalaştım ona kocaman bir kemik verdim yokluğumuzu bir nebze azaltsın diye ve arkadaşlarımı arayıp onlara emanet ettim.

Hastaneye gittik her şey çok hızlı gelişti hemen yatışımız yapıldı ve suni sancı verildi. Bekliyorum sancı çekeceğim diye ama ben de tık yok. Biz odada annem, ben, Cenk kahkahalar atıp gülüyoruz muhabbet ediyoruz. Bir ara öyle çok gülmüşüz ki hemşireler koşarak odaya geldi “bir şey mi oldu?” diye benim gülmekten gözlerimden yaş geliyordu artık. Şaşırdılar neyse gelmişken açılma var mı diye baktılar yok maalesef. Hastanenin koridorunda yürütmeye başladılar beni. Yürü babam yürü saatlerce yürüdüm. O sırada bir bayan daha vardı suni sancıyla yürüyen. Ben hamile olduğunu idrak edemedim kadının, leblebi yutmuş gibiydi. Gittim dedim “ama haksızlık bu ben niye böyleyim de (şişmanım da), sen niye öylesin(zayıfsın)?

Gülümsedi hafiften ve bir de üstüne üstlük “benim 3. çocuğum benim hamileliklerim böyle olur” dedi. Ufff sinir oldum. O sırada arkadaşlarım gelmeye başlamıştı hastaneye herkes bir o kadına bakıyordu bir de bana. Dedim keşke bir an önce doğursa da artık insanlar fal taşı gibi gözlerle bizi kıyaslamasa. Neyse doğumda gidecekti kilolar öyle diyordu herkes yarın ben de zayıf olacaktım. Akşama kadar volta attım ben de açılma 2 cm, sıfır sancı, regl ağrısı gibi bir durum arada bir burkuluyorum o kadar.

Doktor geldi “Sezeryana alıyorum sizi” dedi. Ne, nasıl dememe kalmadan odada bir iğne yedim. Kafam güzeldi ameliyathaneye indiğimde. Ameliyathane de mübarek şen şakrak,cıvıl cıvıl muhabbet herkeste, Sanki doğuma değil de kahve içmeye gelmişim yanlarına.”Ne güzelmiş burası ya” derken çaktılar narkozu “ay bileğim acıyor” derken gittim ben.

Kendime geldiğimde asansördeydim başımda bir hasta bakıcı adam tabletten bana bebeğimin fotoğraflarını gösteriyor. Bebeğimi ilk tablette gördüm sayesinde. Ben hiç böyle düşlememiştim onu ilk görüşümü. Bir anne bebeğini ilk tabletten görür mü yahu? Neyse sarhoş gibiyim bakıyorum ama boş boş. Bilen bilir narkozdan ayılınca saçma sapan tepkiler verirlermiş genelde insanlar. Ben de ilk saçma sapan tepkimi hasta bakıcıma vermişim; Göğüslerimi tutup adama “Süt var mı ben de?” diye sormuşum herkes gülünce adam utanmış kaçmış. Bir daha gören olmamış kendisini.

Yatağıma geçirdiler, üstümü değiştirdiler, bebeğimi verdiler bana ama kafam hala çok güzel ağzımı açıp konuşamıyorum. Karnımda ki bebek çıkmış kollarıma konmuştu, şoktaydım sadece bakıyordum, incelemeye çalışıyordum, dokunuyordum. Sonra “hadi emzirelim” dedi hemşire ve emzirdim.

Ayyyy süt varmış yani ve o emiyordu işte buna çok sevinmiştim.Hemen hastabakıcı adama haber vermeliydim eheheheh : ) Neyse bebeğimi yanıma koydular. Doktor geldi her şeyin yolunda gittiğini söyledi ve buna benzer birçok şey anlattı tabi ben hala ayılmaya çalışıyorum hiçbir şey anlamadım bir tek en sonunda “Bir sorunuz var mı?” dedi onu idrak edebildim ve narkoz sonrası ikinci üstün saçmalama performansımı gösterdim. Doktor o kadar bebeğin sağlığını benim sağlığımı anlattıktan sonra ben ona” Bebeğin saçlarını tarayabilir miyim? diye sordum. Ve yine bana şaşıran bir surat ifadesi karşımda. Bu arada NiL şu anda 8 aylık ve hala kel. Ve herkes dalga geçiyor benle hala “Napıyon, tarıyor musun saçlarını doya doya” diye.
Karnımdan çıkarmışlar yıkamamışlar bebeği, üstünde verniks denilen  bir tabaka var onu koruyormuş, göbeği düşene kadar yıkamıyorlarmış artık bebeleri, e tabi yıkanamayınca 3-5 tel de olsa karışık kuruşuk yapış yupuş duruyordu saçları. Takılmışım o mevzuya ben. Hem yıllar sonra doğum fotolarına baktığında evladım demez mi bana “Annne bu ne ya bir tarak vursaydınız kafama bari” diye. Anlatacağım ona ama “Denedim kızım izin vermediler, anana güldüler, alay ettiler” diyeceğim.
Bir yandan aklımda ZaZ var sürekli. ZaZ’a baktınız mı, gezdirdiniz mi, çişini yaptı mı, kaç kere kaka yaptı, ışığı açık bırakın, suyu var mı bakın. Köpeği olanı en iyi yine bir köpeği olan anlıyordu. Canım arkadaşım o gün  ZaZ’la ilgilendiği yetmiyormuş gibi hastaneden geldiğimizde karnımız acıkır diye yemekler almış, süt yapan içecekler koymuş dolaba. Yaşasın arkadaşlar 🙂

Çok güzel dostlarımız var bizim bea! Ayıptır söylemesi odamızın kapısında izdiham vardı.Hemşireler kalabalığı yarıp içeri giremedik diyorlardı. NiL’i doğurduğuma ne kadar sevindiysem bütün dostlarımı orada gördüğüme o kadar sevindim. Acayip mutlu oldum herkes yanı başımızda. Gece yarısına kadar gelen giden bitmedi.

Ertesi gün akşama kadar yine öyle hiç boş kalmıyordu oda  NiL’in gelişi bana ne kadar güzel dostlarım olduğunu gösterdi bir kez daha. Tabi bir hayırlı olsun diye aramayı bile beceremeyenler de vardı, bir bebeğin dünyaya “merhaba” deyişini bile bahane edip kutlayamayan birileri yer almışsa hayatınızda yazık olmuş onlarla geçirdiğiniz zamana…

Neyse artık kimse umurumda değil odağım NiL artık. Gülen yüzüm benim o. Hastanede her şey çok yolunda ve güzeldi bir sağlık sorunu yoktu çok şükür. Tek sorun benim sezeryan dikişlerim kalkıp tuvalete gidemiyorum acıdan. Doğrulurken sanki bir kez daha yarılıyordu orası. Allahtan annemi eve yolladık da Cenk kaldı hastanede yoksa beni yataktan o ağırlığımla kaldırıp kim tuvalete götürecekti. Cenk öyle güzel baktı ki bana ve kızımıza anlatamam. Ben kendimde değildim Cenk 2 saatte bir NiL’i alıp göğsümde emzirtiyordu. Ben öyle yatıyordum malak gibi. Emindim iyi bir baba olacağından ama bu kadar yüksek performans beklemiyordum açıkçası. İkimizle de çok güzel ilgileniyordu ve halen de öyle… Aferin ona : )

İki gün hastanede kaldık  artık eve gitme vakti geldi. Ya çok zorlanırsak eve gidince diye endişe ediyordum. Hemşirelerden birinin kolundan tutup eve götüresim vardı. Hala şoktaydık. Evet anne-baba sıfatlarını almıştık artık ama öyle ulvi duygular uyanmıyor bir anda. Bir kendine bakıyorsun, bir bebeğe bakıyorsun, idrak etmeye çalışıyorsun, o benim mi şimdi artık, benim kızım mı oldu, ben anne mi oldum? Evladııııım diye birşey kopmuyor bir anda böğründen, daha çok sanki sevimli bir yavru kedi bulmuşuz da besleyip bakmak için eve götürüyoruz gibiydi o zaman ki halimiz. Ama şimdi sor; tepeden tırnağına, her hücresine kadar evladıııııııııım o benim, gülen yüzümüz o bizim. Artık saksı değildim ben artık anaydım,yani en çok soru sorulması gereken kişi ; )

 

Hoşgeldin Aşk
NiL Öztürk
31 Mart 2014
Pazartesi
18:00
3.300 gr 50 cm

 

2 YORUMLAR

  1. Merhaba.Tesadüfen yazılarınızda tanıştım ve çok mutlu oldum. Bunun 2 sebebi var 1; kendimi yalnız hissettirmediniz bende Kasım 11 de anne oldum. 2; bende kızımın adını Nil koydum. benimki ünv’de bi rüyayla-o da ayrı bir hikaye- girip yerleşmişti . Özetle çok memnun oldum okuduğuma ve bir anlamda tanıştığımıza :))

CEVAPLA