Boşaltın Mekanı, Bebek Emzireceğiz!

0
706
Ortamdan uzaklaştırılmış,bir köşeye itilmiş emziren bir ananın kalabalığa özlemini görüyoruz!!

Hamileliğim boyunca hep “Sütüm gelecek mi, bebeğimi emzirebilecek miyim acaba?” diye hayıflandım. Ben anne sütü almadan büyümüşüm her ne kadar bu yüzden aşırı alerjik bir bünyem olsa da öyle de böyle de büyümüşüm diye her ihtimale karşı kendimi telkin ediyordum ama sürekli karşıma emzirmenin önemiyle ilgili yazılar çıkıyordu. İlk 6 ay sadece anne sütü sonra 2 yaşına kadar anne sütüne devam diyorlardı ve faydaları anlatmakla bitmez. Bana 2 yaş ütopik geliyor ama “6 ay bari emzirebilsem” diyordum.

Araştırmalarım “her annenin sütü olur”u çıkarıyordu karşıma. E peki neden bazıları emziremiyor diye ıncık cıncık her şeyi okudum. “Emzirme kampı” yazılarından tut da “süt nasıl çoğaltılır”a kadar herşey ezberimdeydi daha doğurmadan. O yüzden ameliyattan çıkar çıkmaz bebeğimi sormak yerine “Sütüm var mı?” diye sormuşum.

Çok şükür sütüm geldi ve emziriyordum. Gayet mutluydum ama ya azalırsa ya kesilirse
diye korkum da vardı o yüzden göğüs pompasıyla her gün süt sağıyordum ama o da işkence gibi bir şey gürültüyle çalışan bir alet üstünde ve kendini inek gibi hissediyorsun.
Hiç bebeğini emzirmek gibi romantik değil. Çok sıkıcı her pompalama sonrası o biberonları temizle, dezenfekte et, o da ayrıca sıkıcı bir eylem. Sütümün çoğalmasına sebep olduğunu düşünüyorum ama 2 -3 ay zor dayandim bıraktım pompayı. Zaten stokladığım sütler de buzluktaki koku yüzünden kullanılamaz durumda olunca temizleyip kaldırdım.
Artık sadece bebeğimi emziriyordum rahat ve huzurlu bir şekilde. İlk aylar kilom yüzünden insan içine çıkmak istemiyordum. Sanki sokağa adım atar atmaz herkes ” Oha kadına bak gördün mü ne şişko ha” diye parmaklarıyla beni gösterecek ve ben oracıkta kızara bozara yerin dibine girecektim. ZaZ’la yürüyüşlerim dışında evdeydim genelde. Oksijenimizi ve güneş ışığımızı da her gün balkonda saatlerce oturarak alıyorduk NiL’le. Ama bir yere kadar yavaş yavaş davetler gereği, sosyal yaşam gereği ve depresyona girmemek için çıkmalıydık. Artık çantamıza emzirme önlüğümüzü alıp çıkabilirdik dışarı. Yemek taşıma, ısıtma derdi de yok bu zamanlarda rahat rahat çıkalım dedim.
Dışarıdayız oturuyoruz bir cafede çayımızı çorbamızı içiyoruz falan herşey yolunda sıra geldi NiL’i emzirmeye; çıkardım emzirme önlüğünü aldım NiL’i kucağıma emzirmeye başladım. Bir baktım karşımda Cenk’in kaşı gözü oynuyor, garip garip hareketler, dudağını ısırmalar, elini yumruk yapıp sıkmalar. Canlı yayında kafasında bardak kıran Caner’e benziyordu aynı. “N’oluya sana ya?” dedim. “Dikkat etsene, açılıyor kenardan” dedi dişlerini sıka sıka. Bakıyorum açıkta hiçbir yer yok ama açılma ihtimali olan bir yer var. “Cenk’ciğim açıkta bir yer yok” diyorum. O sırada havada sıcak NiL’ de ben de kan ter içindeyiz, örtünün içinde bebe darlanıyor, eli kolu oynuyor. Cenk sinirden patlayacak artık “Ya doğru dürüst emzir, dikkat et diyorum” diyor. Bi tarafımız açılmasın diye ve bebeği emzirebileyim diye vücudum artık Notre Dame’ın kamburu gibi olmuş, hava sıcak, NiL’le yapış yapış olduğumuz yetmiyormuş gibi karşımda bana stres yaptıran bir adam derdimi halimi gram anlamıyor, tek derdi bir kuple birşeyin gözükme ihtimali! 2 saatte bir emzirilmesi gereken bebe için, bir de bana diyor ki “Bırak bırak emzirme aç olsa ağlar ağlamıyor emzirme, çok üstüne düşüyorsun ” Kıskançlığı yüzünden aç kalacak el kadar bebem. Ay hiç de kıskanç bir adam değildir oysa ki neye uğradığımı şaşırdım.
Bebeğimi emzirme anını bana işkenceye çevirdi diye üzüleyim mi yoksa 24 kilo almış halimle kıskanılıyorum diye sevineyim mi bilemedim. Ay valla arada kaldım. Sinirim bozuldu bir yandan gülüyorum bir yandan derdimi anlatmaya çalışıyorum. Yok anlamıyor. Bulunduğumuz yerde kapalı bebeği emzirebileceğim bir alan da yoktu. Hani durumu kurtarayım da konu kapansın diyeyim. En sonunda “Bana baksana sen, anayım ben ana bebeğimi besliyorum, kutsal bir görevim var benim burada ne hakkın var bana bunu yapmaya, kimse bana o gözle bakmaz burada, o senin kendi hüsnü kuruntun” dedim. Çok mantıklı konuşmuştum bence sandım ki sinecek, daha da alevlendi adam “Başlatma kutsalına, hüsnüne, kuruntuna, yeter toparlan” dedi bana. Zaten onun kaş göz seğirmeleri, benim eciş bücüş uğraşlarım ve bizim söz düellomuz sürecinde NiL doymuştu artık. 2 saat “oh” diyebilirdim. Ama 2 saat sonrası ikimiz içinde işkence olacaktı toparlandık kalktık eve geldik.
O gün öyle kapandı ama eve mi kapanacaktık illa ki dışarı çıkacaktık. Bu durumu şöyle çözümledik; emzirme saatlerinde bebek mağazalarına gidip emzirme odalarında NiL’i emziriyordum ve o mağazalara yakın yerlerde takılıyorduk zamanı gelince yine oraya gidip karnını doyuyordum. Gel gör ki her zaman mekan ve şartlar uymuyor. Bir gün arkadaşlar hadi sahile inelim yeşilliklerde oturalım dediler. Bir sevindim ben ” ayyyy evet hadiiii” diye hazırlandım. Daha yolda beynimi yemeye başladı “Napacaksın, orada nerede emzireceksin?” Gayet doğal bir şekilde önlüğümü takıp emzireceğim” dedim. Bana “Bugüne kadar sahilde hiç bebek emziren kadın gördün mü sen?” dedi. “Tabii ki gördüm” diyorum. “Nerede gördün” diyor. “E sahildeeee” diyorum. “Ya Zeynep bırak bu işleri yaa” diyor bana.
Neyse kavga gürültü gittik biz. Oturduk muhabbet, sohbet NiL elden ele dolaşıyor seviliyor, kucaklanıyor. Keyfimiz yerinde. Ama beklenen an geldi tam önlüğümü çıkardım emzireceğim Cenk’in içinde ki maçomsu kromsu şey “hülooooogggh” diye çıktı dışarı, aldı beni NiL’le çalıların arasına götürdü bebeği emzireyim diye. Ben çalılara karşı bebeği emziriyorum. O da arkamızda sağı solu kolluyor. Sanki karanlıkta insanlar gelip kafalarını uzatıp bakacaklar, meraktan ölüyorlar bize. Ay çalılara bakıp bakıp halimize gülüyorum kendi kendime. Milletin umurunda değiliz. Ama Cenk’in hiç bu kadar umurunda olmamıştım. Neyse beslenme saatimiz bitti arkadaşların yanına döndük herkes şokta. “Naptınız siz ya?” diyorlar “Bebeği doyurduk geldik” yerine “Çalılara işedik geldik” desek daha mantıklı bir açıklama yapmış olacaktık. Cenk o kadar kesin ve netti ki kimse bir şey diyemedi ona. Taaaa ki o tuvalete gidene kadar, dediler “Niye böyle?” “Ayyyy” dedim “Dostlaaaar sormayın illallah dedim artık”diye başladım anlatmaya, o gelene kadar dert yandım,rahatladım.
Neyse sonuç olarak Cenk bu konuda hiç taviz vermedi 6 ay özel korumamla (kocamla) bebeğimi sadece anne sütüyle emzirmeyi başarabildim. Sonra çok şükür ek besinlere geçtik ve NiL’i dışarıdayken kapalı bir alan bulduğumda emziriyordum, yoksa sadece ek besinlerini veriyordum karnı doyduğu için aklım kalmıyordu. Zaten her gün de sokaklarda değildik sabahtan akşama kadar. Sonuç anne sütüne devam ama özel korumaya son. NiL’e mama yedirme görevini genelde Cenk’e yaptırarak öcümü almaya çalışıyordum artık. O kambur kumbur kan ter içinde ki hallerimi hatırlayarak” öyle mi mama yedirilir, hayır öyle yapma böyle yap, yemez tabi, bak bak yaptığın harekete bak” diye söyleniyorum ayaklarımı uzattığım yerden ama adam rahat ya, “yemiyor bu, aç değil” deyip mamayı kaldırıyor. Yine koşa koşa mamayı getirip ben doyuruyorum aç olmayan çocuk şakır şukur bitiriyor mamayı.
NiL şu anda 8 aylık ve 8 kiloya yakın Cenk’e rağmen, ona kalsaydı bu dönemde 3 buçuk kilo olacaktı muhtemelen. Diyeceğim o ki; “Ey bebeği olan analar; yavrunu sokakta emzirme mecburiyetine düşersen, vazifeye atılmak için, içinde bulunacağın vaziyetin imkan ve şeraitini düşünmeyeceksin! Birinci vazifen bebeğini ilk 6 ay sadece anne sütüyle beslemektir” derim, sosyal mesajımı da veririm.
 
 
Paylaş

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA