Suyu Seven Bebeğin Sudan Korkan Ebeveynleriyle İmtahanı.

0
850

NiL’i eve getirdiğimizden beri her şey çok yolunda gitmişti. Sanki daha önce bebek büyütmüşüz gibi soğukkanlı ve becerikliydik. Annem bizi övüyordu sağa sola “Ay vallahi bana bir şey kalmıyor, çocuklar çok güzel bakıyor bir kere bile pişik olmadı çocuk” diyordu. Biz de kabardıkça kabarıyorduk. Evet bence de Cenk’le iyi bir takımdık bu konuda. Ben de hiç beklemiyordum bizden bu performansı. O çok soğukkanlı ve pozitifti onun enerjisi beni rahatlatıyordu.Bize çok güzel bakıyordu ve her şeyi seve seve yapıyordu.

Ben de Cenk’i uyku konusunda çok rahat ettiriyordum. NiL ağlayan bir bebek olmadığı için, Cenk’in geceleri uykusu bölünmüyordu. NiL acıktığı vakitlerde parmağını emiyordu ben de o sese uyanıyordum tilki uykusu var bende hiç kaçırmıyordum o sesi. Uykuyu da çok seven biri olmadığım için sorun etmiyordum 2 saatte bir kalkıp emzirmeyi. Hiç konuşmadan sanki planlamışız gibi her şeyi bir sisteme oturtmuştuk. Taaaa ki ilk banyo zamanı gelene kadar.

NiL doğduğunda hastanede yıkanmadı. Central Hospital’ın böyle bir kuralı vardı, bebekleri verniks tabakasıyla bırakıyorlar. Verniks tabakasının yüzde 80’i su, yüzde 20’si yağ ve proteinlerden oluşuyormuş. Bebeği hem dış enfeksiyonlardan koruyormuş hem de vücut ısısını sabit tutuyormuş. Tabi bunu duyunca “Ay kalsın tabi verniksli kalsın bebem” dedim. Hatta fazla verniks çıkarsa alayım ben süreyim ona, her gün koruyayım onu diye düşünmedim değil.

Bize dediler ki göbeği düştükten sonra bizi arayın ilk banyosunu gelelim yapalım, siz de öğrenmiş olursunuz. NiL’in göbeği 8. gün düştü. Hemen aradım hastaneyi ama hemşire çok yoğundu 2 gün sonra gelebilecekti. Cenk’e söyledim “E tamam bekleyelim” dedi. Ben de aynı fikirdeydim. İkimizde birbirimize itiraf edemiyorduk ama bu ilk banyo olayı bizi korkutuyordu. Ertesi gün NiL artık ekşi ekşi kokmaya başladı. Annem “hadi yıkayalım” diyordu, biz  hiç yanaşmıyorduk korkudan. Anneme karşı olan bütün karizmamız yerlerdeydi artık. Profesyonel ebeveynlerin yerine, yeni yetme titrek anne baba gelmişti.

Nasıl yıkayacağız minicik el kadar bebe, ya su kaçarsa, ya ağlarsa, ya elimizden kayarsa, ya üşürse, ya bir yerini incitirsek. Bir sürü ihtimaller zinciri işte. Hemşire dediği gün geldi, onu gördüğüme nasıl sevindim anlatamam. Çok güzel bir hemşire olmasına rağmen(!) Hatun sülün gibi geldi, ben yeni doğum yapmışım poğaça gibiyim. Bir demoralize oldum başta ama banyo mevzusuna konsantreydim, çok takmadım. Neyse suyu hazırladı bebeği aldı evirdi, çevirdi, yıkadı mis gibi yaptı 5 dakikada. Yıkarken Cenk bir yandan videoya çekiyordu. Hem ilk banyo hatırası, hem de izleyip pratik yapacağız. Arkasından masajını da yaptı oh missss oldu rahatladı kızım. Bu arada ben hemşireyi bulmuşum bütün saçma sapan sorularımı soruyorum. En saçması da NiL’in sırtı ve omuzları Recep İvedik gibiydi, kıldan teni gözükmüyordu, “Niye böyle  kıllı?” dedim? (ama sormazsam olmazdı inanılmaz kıllıydı apoletleri vardı resmen). “Genetik olabilir” dedi en başta.

Aaaa üstüme iyilik sağlık hatun bana kıllı diyor resmen. Dedim “Yok öyle bi genetik bizde.” Sonra açıkladı; bazı yenidoğan bebekler tüylü doğarmış,bu vücut tüylerinin adı lanugoymuş ve daha çok kulaklarda, omuzlarda görülürmüş. Bir kaç hafta içinde dökülürmüşGerçekten de bir süre sonra hepsi döküldü süt gibi oldu cildi.

Neyse sorular soruldu, videolar çekildi hemşireyi uğurladık. Giderken bize”Her gün yıkayın bebeği” dedi. Hem kas gelişimi için,hem rahatlaması ve daha huzurlu uyuması için gerekliymiş. İzlemiştik artık “Yıkarız çok kolaymış yav” dedik. “Korktuğumuz kadar değilmiş yahu” dedik. Ertesi günü ne Cenk ne ben yanaşmadık yıkamaya ikimizden de ses çıkmıyordu. Hem ne öyle her gün de çok abartı gelmişti. 2 gün geçti “Ben artık yıkayalım mı?” dedim. “Yıkayalım” dedi Cenk. Su hazırlandı,eşyalar hazırlandı NiL’i suya soktuk. NiL sakindi ama biz hiç değildik. Cenk tutuyor ben yıkıyordum. Bir yandan NiL’i yıkıyor bir yandan birbirimizi eleştiriyorduk “Dikkat etsene kulağına su kaçacak,çok sıkma ,sıkmıyorum, görüyorum sıkıyorsun boynunu, bak kıpkırmızı oldu boynu,noldu su mu yuttu, he su mu yuttu, nefes alıyor mu, niye ağlamıyor, birşey mi oldu, çıkaralım tamam tamam yeter!” Çok şükür atlatmıştık. NiL’in keyfi yerindeydi ama biz korkudan birbirimizi yemiştik.O rahatlıyordu ama biz kendimizi kasmaktan yoruluyorduk. Ve her fasılda aynı diyaloglar dönüyordu. İlk birkaç banyosu böyle stresli geçti ama şimdi gelin görün ki kelebek bile yüzdürüyoruz cıvırı.

Cenk’in kendine güveni geldikçe soğuk suda yıkamaya başladı NiL’i. Klasik Rusya örneğini veriyordu bana “orada bebeleri kara atıyorlar bağışıklığı kuvvetli olsun diye” Ben “Burası Rusya değil” diye söyleniyorum, o “Çocuğun senin yüzünden bağışıklığı kuvvetli olmayacak” diye karşılık veriyordu. Kendisi hep soğuk suda yıkanır ben de kaynar suyla kıpkırmızı olana kadar haşlarım kendimi. Bu sebeple NiL’in banyo suyunda ortayı bulamıyorduk. Su hiç bir zaman yeterli sıcaklıkta olmadı bence. Ama NiL her acemiliğimize gülümseyerek cevap verdi hiç sorun etmedi onu korkudan çok sıkmamızı, ağzına su, gözüne sabun kaçırmamızı, suyun sıcaklığını, soğukluğunu önemsemedi. Biz bunları sorun ettik ama o hep eğlendi yıkanırken. Bize nasıl yıkanacağını o öğretti, artık biz de onunla eğlenmeye, keyif almaya başladık bu işten. İlk banyosunu bize kendi öğreten bir bebekten daha neler öğreneceğimizi tahmin bile edemiyorum ve heyecanla bekliyorum onunla beraber gelişmeyi, öğrenmeyi, büyümeyi…

Paylaş

HENÜZ YORUM YOK

CEVAPLA